Bugun...
Bizi izleyin:
    • BIST
      0
      BIST
    • DOLAR
      0
      Dolar
    • EURO
      0
      Euro
    • ALTIN
      0
      Altın



PROBLEM DAVRANIŞLAR KARŞISINDA AİLELERİN TUTUMU - 13 Mart 2017 Pazartesi

Tarih: 13-03-2017 19:30:42 + -


Engelli çocukların problem davranışları karşısında ailenin tutumu


 PROBLEM DAVRANIŞLAR KARŞISINDA AİLELERİN TUTUMU - 13 Mart 2017 Pazartesi

PROBLEM DAVRANIŞLAR KARŞISINDA AİLELERİN TUTUMU

Özel eğitime muhtaç bireyler, iletişimsel anlamda normal insanlar kadar deneyimli olmadıkları için, “normallik” ölçüsünde iletişimsel ye­terlilikleri de yoktur. Bu durum, birçok bireyde özel eğitime olan gerek­sinimin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.

Günlük ihtiyaçlarını karşılayabilecek ölçüde ve günlük yaşamı boz­mayacak biçimde olduktan sonra, birçok aile tarafından bu iletişim sınır­lılığı kabul edilebilir olarak görülebilmektedir.

Aynı durum, problemli davranışlar için de geçerlidir. Birey, problem­li davranışları uzun aralıklarla ve çevreye zarar vermeden yapıyor ve ken­disini bu haliyle “kabul ettirmiş” ise hem iletişim eksikliği hem de belli başlı problem davranışları görmezlikten gelinecektir.

Birçok durumda, özel eğitim gereksinimi olan bireylerin aileleri, çocuklarının okuma-yazma, resim yapma, legolarla belli kompozisyonlar oluşturma gibi başlıca becerileri gerçekleştirmelerinden son derece mem­nun olurlar. Bu memnuniyet, bireyin problem davranışlarının bir kısmı­nın gözden kaçmasına ya da aile tarafından hoş görülmesi sonucuna hiz­met eder.

 

Aileler bazen de sosyal kaygıları nedeniyle çocuklarının akademik ve buna bağlı olarak iletişim becerilerinin geliştirilmesine fazla önem verirler ve bu yüzden birçok şeyi göz ardı edebilirler.

Bu tip aileler için, çocuğun en azından okuma-yazma bilmesi, ileti­şim becerilerinin iyi durumda olması, çocuklarının “durumunu” daha “açıklanabilir” kılmaktadır. Okuma-yazma bilen, asgari düzeyde de olsa konuşan ya da ekolalisi olan bireyin sosyal çevrede “geri zekalı”, “deli” vb. tanımlanmayacağını bilir ve çocukla ilgili açıklamalarını bu noktadan başlayarak yaparlar.

Oysa, bireyin becerileri hangi yeterlikte olursa olsun onun için yapı­labilecek daha çok şey olduğu unutulmamalıdır. Mevcut olanla yetin­mek, daha yoğun problem davranışları olan diğer bireylerle karşılaş­tırarak anlamsız bir tatmin yaşamak, aileler tarafından bireye yapılacak bir haksızlıktır.

 

Aileler, bazen kendi haklarını kendi ellerinden alma, kendi kendileri­ni bazı haklardan yoksun bırakma tercihini de yapmaktadırlar: Özellikle suçluluk, çaresizlik ve kabullenme duyguları içindeki anne babalar birbir­lerine karşı olan saygı ve sevgilerini de yitirmekte, giderek birbirlerinin varlığına tahammül edemez hale gelmektedirler.

Ebeveynlerden biri, özel eğitim gereksinimi olan bireyin bakım yü­künü diğerine bırakma yolunu seçmişse (bu genelde annelerdir) o yükün altında ezilen tarafın ruh halinden, duygularını ifade ediş biçiminden o evde neler olup bittiğini anlamak mümkün olabilmektedir.

Bu aileler başlangıçta büyük şoklar yaşamış, “normal” beklentiler içindeyken kendilerini “normal olmayan” kavramların içinde bulmuşlar­dır. Üzülmüş, yıkılmış, alt üst olmuşlardır. Anne babaların, durumu tüm netliği ile değerlendirmeleri, kavramaları yani şoktan bir an önce kurtul­muş olmaları belirleyici olmuştur. Bunun için ise, uygun bir zamanın geç­miş olması gerekir. Hiçbir aile, çocuklarının özel eğitime muhtaç olduğunu öğrendiğinde bunu kaygılanmadan, güle oynaya karşılamayacaktır.

 

Gözlemlediğimiz birçok ailede, ilişkilerin tükenmiş, karşılıklı anlayı­şın kalmamış, iş birliğinden vazgeçilmiş ve açıkça umutsuzluğun yaşanı­yor olduğunu görüyoruz. Bu tip ailelerde, çocuğun eğitimi ile ilgili ortak stratejiler ve ortak hareket biçimlerinin oluşturulması çok zor olmakta, birey bu durumdan olumsuz etkilenmektedir. Bazı aile örneklerinde rast­landığı gibi; ailedeki “diğer-özürlü olmayan” bireylere aşırı ilgi yönel­tilmesi, yapay biçimde ilgi gösterilmesi vb. gibi durumlar da görülmek­tedir.

Bireyin özel eğitime muhtaç olduğunun tam olarak anlaşılması sevi­yesine gelene kadar, aileler birçok değerlendirme kriteri kullanırlar: Duymama-konuşmama gibi durumlar, onları başlangıçta tıp bilimi ile ilgili çözüm yolları aramaya iter ya da yakın çevrelerindeki “geç konuş­ma” gibi vakalarla kendi çocuklarının durumlarını benzeştirirler.

Çocuğa, tanısı konulduktan sonra, aileler bu gerçeklikle yüzleşmeye başlarlar. Artık, bu noktadan sonra, bu aileleri “normal” kalıplar içinde değerlendirmek doğru değildir. Çünkü onlar “özel eğitime muhtaç” bir bireyin ailesidir. Dolayısı ile, düşünme tarzlarından beklentilerine, sosyal ilişkilerinden tarzlarına kadar her şey artık “özel eğitime muhtaç birey etrafında” ve “özel eğitime muhtaç birey merkezli” olacaktır.

 

Ailelerin normal bir çocuk için ve normal bir çocuğa göre şekillenen psikolojik durumu, bir anda alt üst olabilir. Süresini başlangıçta kimsenin tahmin edemeyeceği bir “şok olma” durumu da muhtemelen yaşanacak­tır. Burada söz konusu olan, bu şok olma durumundan ne kadar sürede çıkılacağıdır. Bazı aileler bunu kısa sürede atlatabilecekken, bazı aileler ise uzun süre etkisinde kalacaklardır. Bireyin, olabilecek en erken dö­nemde özel eğitime başlaması, biraz da bu “kabullenme” ve “şok olma­nın” ne kadar süreceği ile ilgilidir.

İlk olarak ya da yeni bir çocuğa sahip olmaya karar verdikten sonra ailelerin nasıl bir beklentiye sahip oldukları açıktır.

Bebek, o aileye yepyeni bir tat getirecek, mutluluğu pekiştirecek bir unsurdur gerçekte. Ancak, onun özel eğitim gereksinimi olan bir ço­cuk olması işleri değiştirmiştir. Öncelikli olarak özel eğitime muhtaç ol­ması onun bakımı ile ilgili kaygıların oluşmasına neden olur. Oysa, anne babanın beklentisi, özel çocuklarının diğerleri gibi büyümesi, normal okullarda normal eğitim almasıdır. Ama kendi çocukları, belki de hiç bilmedikleri, yakın çevrede ender olarak rastladıkları “özel eğitime muh­taç” bir çocuktur. İşte kaygının temel nedenlerinden biri budur. Bu kaygı doğal olarak anne babaların “bunalıma girmeleri”ne, “bu durumu yok saymaları”na neden olabilmektedir.

 

“Benim böyle bir çocuğum olamaz” ya da “benim çocuğum böyle olamaz” türünden savunma mekanizmaları sıkça işitilecektir. Bazen bu durum, anne ve babanın kendisini suçlamaları sonucunu da doğurur; en uzun süreli duygularından biri budur.

Anne babalar, yukarıda sözü edilen olumsuz duygu ve düşüncelerini doğru ve mantıklı bir düzene kavuşturamadıkları aşamalarda çocuklarının durumlarını sosyal çevreden gizleme ya da sosyal ilişkilerini son derece sınırlandırmak yolunu seçmektedirler. Çaresizlik, korkmuşluk, suçluluk gibi duygularla yapılan bu davranışların, çocuğun sosyal gelişimine olumsuz etki edeceğini henüz anlayamamış ailelerde bu tutumlar sıkça gözlemlenir. Çocuğun durumundan utanma, giderek onun sosyalleşme hakkının elinden alınmasına neden olabilmektedir.

Elbette, özel eğitime muhtaç bütün bireylerin aileleri yukarıda örneklendirilenler gibi değildir ve olamaz: Çocuğu ile son derece yakın ilişkiler kuran, eğitimin ve yaşamındaki diğer unsurların her aşamasını takip eden, araştıran, öğrenen, bir şeyleri başarmak için çabalayan bir çok aile vardır.

 

Ancak, çocuğunun durumunu kabullenmiş, onunla birlikte yaşamayı ve hem çocuğun hem kendi yaşam kalitelerini yükseltmeyi, bunu da eği­tim yoluyla yapmayı hedef edinen ailelerin belli ortak özellikleri vardır:

Bu aileler;

*                     Başlangıçta yaşadıkları duygusal şoktan, alt-üst olma durumun­dan büyük oranda sıyrılmış,

*                     Çocuklarının içinde bulunduğu “engellilik”, “bozukluk”, “anor­mal kişilik” durumunu fark etmenin yanında; bu durumu kavra­mış, bilincini yükseltmiş,

*                     Artık, çocuğu ile ilgili olarak gelecek planlarım “gerçekçi” ve çocuğun “gerçek durumunu ve önceliklerini” belirlemiş,

*                     Çocuğunu, gerçekçi bir değerlendirme ile merkeze oturtarak, ge­lecekle ilgili plan yapmaya karar vermiş,

*                     Yaşam biçimlerini; fiziksel çevrelerini, sosyal ilişkilerini, hareket tarzlarını “çocukları ile birlikte” ve “çocukları için” yeniden ve özenle düzenlemeye başlamış,

*                     Yaşadıkları çevreyi bütün olarak bir eğitim çevresine, yaşamları­nın çocukla birlikte olan kısımlarını bir eğitim yaşantısına çevir­miş,

*                     “Normal olmayan”, “özel gereksinimleri olan” bir çocukla ya­şamanın gereklerini yerine getiren,

*                     Yakın yaşam çevrelerini özel eğitim konusunda bilgilendirmeyi, çocuğun eğitimine bir katkı olarak düşünen,

*                     Çocukları için olabildiğince erken dönemde eğitime başlamanın önemini kavramış,

*                     Doğru ve uygun eğitim biçim ve şartlarını araştıran, bulan ve uy­gulamasının hem ortağı hem de takipçisi olmayı esas kabul et­miş,

*                     Sonuçta “engelli”, “normal olmayan”, “özel eğitim gereksi­nimi olan” bir bireyle yaşamanın tüm gereklerini yerine getiren ailelerdir.

Böyle bir aile içerisinde;

*                     İlişkiler tutarlı, dengeli ve özenli ilişkiler olsa gereklidir.

*                     Çocuklarının “özel gereksinimlerinden” dolayı her an ve her ilişkisinde gerilim, sıkıntı yaşamak yerine; güçlerini çocuğun eğitimi için harcayacak ve kendi içinde ortak bir “hedef’ belir­lemiş olacaklardır.

*                     Bu hedefe ulaşmak için elde edilen her kazanım o aileyi birbirine daha da yakınlaştıracak ve çocukları ile daha yakın ilişki kurma­larına aracı olacaktır.

*                     Böylelikle, ailenin bütün fertleri bir yandan kendi yaşam ihtiyaçlarını karşılarken bir yandan da ailenin “özel” üyesi için bir ya­şam biçimi oturtmuş olacaktır.






Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

DİĞER Eğitim Haberleri

ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
SON YORUMLANANLAR
FOTO GALERİ
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • Osman Zeki Öner
    Osman Zeki Öner
  • Osmanlı
    Osmanlı
  • Kubat Ötme Bülbül
    Kubat Ötme Bülbül
  • Neşet Ertaş Evvelim Sen Oldun
    Neşet Ertaş Evvelim Sen Oldun
  • Aytaç Doğan İç Benim İçin
    Aytaç Doğan İç Benim İçin
  • İsmail Tunçbilek Derdin ne
    İsmail Tunçbilek Derdin ne
VİDEO GALERİ
YUKARI